Koşmasaydım yaşayamazdım

Koşmasaydım Yaşayamazdım - Haruki Murakami

Koşmasaydım Yazamazdım – Haruki Murakami

Koşmasaydım Yazamazdım adlı romanında ünlü yazar Haruki Murakami, tutkuyla bağlı olduğu koşuyu ve sayesinde terbiye ettiği yazma eylemini anlatır. Koşu bende anlatılacak daha derin bir bağlılık yarattı. Ameliyat sonrası ‘Koşmasaydım Yaşayamazdım’ diyerek durumumu her ne kadar tiye alsam da hayatta ne kadar şans eseri ayakta kaldığımızı bir kez daha anladım.

Koşu sporu son yıllarda markaların da desteğiyle bireysel sporlar arasında yükseliş gösterdi. Artık sahile indiğimizde veya ormana gittiğimizde daha çok kişinin koştuğunu görüyoruz. Koşmak için bir becerenizin olması gerekmiyor. Öyle ekstra pahalı ekipmanlara da ihtiyacımız yok. Koşmak içi bir ayakkabı, şort ve tişört yeteriyor. Kısa mesafelerle, yavaş yavaş, bazen de yürü-koş şeklinde başlayan koşular bir süre sonra tam da Haruki Murakami’nin romanında olduğu gibi rutininiz oluyor. Çünkü koşu sizi rahatlatmaya, günlük yaşamdaki stresinizi almaya ve vazgeçilmezleriniz arasına girmeye başlıyor. Koşmadığınızda içinizdeki ses konuşmaya, vicdanınızla birlikte size baskı kurmaya başlıyor. ‘Bugün de koşmadı… Hafta bitiyor… Ne zaman koşancaksın?’ diye. Antrenmanlar ve koşular arttıkça, koşu mesafeleri ve süreleri de artıyor. Bir süre sonra antrenmanlarınızın sonuçlarını görmek istiyor ve yarışlara katılıyorsunuz. Buraya kadar bir sorun yok, herşey normal. Fakat koşmak için sağlığınız elverişli mi? Koşuya başlamadan gerekli kontrollerinizi yaptırdınız mı? Ya koşarken başınıza birşey gelirse? Sağlığınızdan ne kadar haberdarsınız?

SAĞLIĞIMIZ BİZİM HER ŞEYİMİZ. NEDEN Mİ?

Anlatayım…2013 yılının Nisan ayıydı. İznik Ultra Maratonu için İznik’e gitmiştim. Niyetim maratonda koşacak arkadaşlarımı görmek, onlara destek olmak ve pazar günü düzenlenecek 1o kilometrelik İznik Halk Koşusu‘nda kendimi demekti. Daha önce aralıklı olarak koşsam da düzenli antrenman ve bir yarış deneyimim yoktu. Yarışa kadar olan sürede de hiç koşmamıştım. Ne kadar zamanda bitireceğimi merak etsem de hiçbir fikrim yoktu. Startın verilmesiyle koşmaya başladım ve zorlandığım anlar olsa da 55 dakika gibi bir sürede yarışı bitirirdim. Hem İznik’in tarihi dokusu içerisinde koştum, hem de bir yarış heyecanı yaşadım. Bu hoşuma gitmişti. Daha dönüş yolundayken düzenli koşma planları yapmaya başlamıştım bile.

Aydos Patika Yarışı

Aydos Patika Yarışı

İstanbul’a döndüğümde hemen koşu bloglarını, yarış takvimlerini karıştırmaya başladım. Koşu gruplarına üye oldum. Ama aklımda önemli bir soru vardı. Yaşım 30’u geçmişti. Acaba koşmak için kalbim yeterince sağlıklı mıydı? Bugüne kadar hiçbir şikayetim olmamasına rağmen tedbiri elden bırakmamak gerektiğini düşünüyordum. Hemen Kardiyoloji bölümü olan bir poliklinikten randevu alıp kontrole gittim.

‘Bir şeyim yoktur’ diye düşünerek, sağlığınızı ihmal etmeyin!!!

Hiçbir şikayetim olmadığını, uzun mesafe koşmak istediğimi, ileride maratonlara katılacağım belirttim. Kalbimi kontrol etmelerini istedim. İlk önce bir EKG çektiler, EKG üzerine doktor EFOR testi istedi. Teste bakan doktor kalbimin sağ kalp kapakçığında bir sorun olduğunu ama önemli bir şey olmadığını, koşmama engel olmayacağını düşündüğünü söyleyerek kontrolümü tamamladı. Doktor önemsemeyince ben de irdeleme gereği duymadım. Boyuma göre ideal bir kiloda olduğum, sağlığımla ilgili bir şikayetim olmadığı için şeker, kan gibi tahliller yaptırmadım.

Düzenli koşularıma kendime bir hedef koyarak başladım. Hedefim Nisan 2014’te düzenlenecek İznik Ultra Maratonu’na katılmaktı. Tabii bu hedef bilinçsizce konulmuş bir hedefti. Bu ayrı bir yazı konusu olsa da 2014 Nisan ayına kadar zaman zaman sakatlansam da bir şekilde bu sakatlıkları atlatarak, üç yarı maraton (Çayırova, Runtalya, İstanbul), bir maraton ( 35. İstanbul) ve kısa – uzun mesafe (Geyik Koşuları, Aydos Patika Koşusu, Çekmeköy ve N11) olmak üzere birçok yarışa katıldım ve tamamladım. Bir yıl süresince yaptığım antrenman koşularımda ve yarışlarımda kat ettiğim mesafe yaklaşık 1.400 km idi. 17 Kasım 2013‘te katıldığım ilk maraton; 35.Vodafone İstanbul Maratonu’nu 4 saat 22 dakikalık bir süreyle bitirdim. Bu yarışta bir hedefim de Adım Adım oluşumunun desteğiyle  Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği için İyilik Peşinde Koşmak ve topladığım bağışlarla en azından bir akülü tekerli sandalye almaktı. Koşudan sonraki süreçte bana inanan ve güvenen 21 bağışçım ile bunu başardık. (Tüm bağışçılarıma kucak dolusu teşekkürler.)

Nisan ayı geldiğinde 80k’lik Orhangazi Ultra Maraton hedefinin mantıklı bir hedef olmadığına karar vererek kaydımı 42k’lik bir İznik Dağ Maratonu ile değiştirdim. Bu hedef daha ulaşılabilirdi ama yine bir sorun vardı. Yarış için almam gereken sağlık raporunu henüz almamıştım ve yarışa bir hafta kalmıştı. Hemen daha önce gittiğim kardiyoloji doktorundan randevu almak için bilgisayar başına geçtim. Fakat doktorun günleri doluydu ve sistem randevuyu ancak yarıştan sonraki bir tarihe veriyordu. Hal böyle olunca farklı bir hastaneden randevu aldım ve gittim.

Ultra Maraton gibi dayanıklılık gerektiren sporlar için istenen sağlık raporlarını önemsemelisiniz!!!

Doktorun odasına girdiğimde kendimden gayet emin; bir şikâyetimin olmadığını, yarışa katılacağımı ve rapor almam gerektiğini söyledim. Doktor öncelikle bir Ekokardiyografi (kalp ultrasonu diyebiliriz) yapması gerektiğini söyleyerek sedyeye yatmamı istedi. 10 dakikalık muayeneden sonra kalbimin olması gerekenden büyük olduğunu ve ileri tetkikler için tam teşekküllü bir hastaneye gitmem gerektiğini söyleyerek beni Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yönlendirdi. Hastaneden verilen muayene tarihine göre İznik Dağ Maratonu‘nu kaçıracaktım ama yapılacak bir şey yoktu. Eve geldiğimde internetten durumumu araştırdığımda “sporcu kalbi” diye bir şey olduğunu ve özellikle koşu, halter, kürek gibi sporlarda kalp zorlanması sonrasında kendini geliştirerek, büyüdüğünü öğrendim. Doktor yanılmış olabilir miydi? Bilemezdim ama içime bir kurt düşmüştü. Hedeflediğim maratona katılamamanın moral bozukluğuyla muayene zamanını bekledim.

Muayene günü geldiğinde kalbime Transözofageal Ekokardiyografi (TEE) ile yapıldı. Tetkik sonucunda koyulan tanı doğuştan gelen ve o güne kadar hiçbir rahatsızlık vermeyen 1,6 cm genişliğinde ASD (kalp deliği) ve damar problemleriydi. Kalbim delikti ve 33 yaşıma kadar bunu hiç fark etmemiştim. Siyami Ersek’te yapılan tetkik sonrasında birkaç doktora daha görünüp teyit almak istedim. Gittiğim iki hastanedeki üç ayrı doktor kalbimde bir değil iki tane delik olduğunu söyledi. İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde yapılan son tetkiklerde 1,5 ve 3,5 cm genişliğinde iki kalp deliğimin olduğu, kalbimin büyüdüğü, akciğere baskı yaptığı ve sağlığım riske girmemesi için acil ameliyat olmamın gerektiği kesinleşti. Tetkikleri takip eden üçüncü günde acil olarak hastaneye yatarak açık kalp ameliyatı oldum. Ameliyat sürecinde kalbimdeki delikler yine kalp çeperinden alınan zarla kapatıldı.

Koşmasaydım, Yaşayamazdım !!!

Şu anda 2-3 ay sürecek iyileşme sürecim devam ediyor. Bu rahatsızlığımın tespit edilmesini koşuya borçluyum. Koşmaya başlamadan önce nefes ve yorulma adına hiçbir sıkıntım yoktu. Deliklerimden habersiz, sorunsuz bir hayat yaşıyordum. Tabi bu ne kadar böyle giderdi bilinmez. Eğer koşuya başlamamış olsaydım, İznik Ultra Maratonu gibi bir yarışa katılmak için bir sağlık belgesine ihtiyaç duymayacaktım ve kalbimdeki deliklerden habersiz yaşamaya devam edecektim. Belki hiç fark etmeyecektim, belki de fark ettiğimde geç kalmış olacaktım.

Eğer koşu veya efor gerektiren herhangi bir spora başlayacaksanız ya da belli bir yaşın üzerindeyseniz size önerim mutlaka vücudunuza genel bir kontrol (check-up) yaptırın. Genel kontrol yaptıramıyorsanız en azından bir kardiyoloji doktoruna görünün ve sağlığınızı şansa bırakmayın.

Bir Cevap Yazın