Paris gezisi

paris-gare-de-lest

Paris Gare De L’est’e (Paris Doğu Garı)

Paris’e gidecek SNCF Paris treni saat 14.00’de Basel’e 5-10 dk rötarla geliyor ve hemen kalkıyor. 3,5 saatlik bir yolculuk sonrasında saat 17.30’da Paris Gare De L’est’e (Paris’in doğusundaki tren istasyonu) Paris Doğu garına varıyoruz. Gardan çıkar çıkmaz karşı taraftaki otobüs terminalinden Paris’te kalacağımız arkadaşımızın olduğu yere otobüs olup olmadığını öğreniyoruz. Paris’te ağırlıklı olarak çok yaygın olan metro sistemi kullanılsa da bazı noktalara otobüs kullanarak gitmek avantajlı olabiliyor.  Metroyla da olsan otobüsle de sistem basit, kolayca arkadaşın tarif ettiği yeri buluyor ve eve geçiyoruz. Paris’te özellikle eski binalarda bizim alıştığımız 3+1 büyük daireler aksine salon, banyo ve mutfaktan oluşuyor. Bu kutu gibi dairelerin kira fiyatları da Eyfel’e yaklaştıkça artıyor.

Paris'te kaldığımız ev

Paris’te kaldığımız ev – Eyfel’e 10-15 dk.lık yürüme mesafesinde

Evde biraz dinlendikten sonra Eyfel Kulesi’ne gitmek için evden çıkıyoruz. Paris’te bir sorunda park yeri. Burada her binanın park yeri yok. Genelde bina önlerinde ve sokak kenarlarında sıralanıyor araçlar. Bedava değil ücretli tabii ki. Hatta aylık ödeme yapıp yer kiralıyorsunuz.

Pont de Bir Hakeim Bridge'den Eyfel Kulesi

Pont de Bir Hakeim Bridge’den Eyfel Kulesi

Sen Nehri'nde (La Siene) Yaşam

Sen Nehri’nde (La Siene) Yaşam

Sen Nehri Turu (Tour de La Seine)

Sen Nehri Turu (Tour de La Seine)

Paris’te hava 14 Ağustos tarihi itibari ile saat 21.30 gibi kararıyor. O nedenle etrafı keşfetmek için vakit var. Arkadaşımın evi Eyfel Kulesine çok yakın. Eyfel’e giderken nehir kenarında Passy Metro istasyonunun yan tarafındaki merdivenlerden Seinne Nehri (La Seine) kenarına iniyoruz. Burada birkaç fotoğraf çektikten sonra Bir-Hakeim Köprüsünden nehrin karşı kıyısına geçip Eyfel Kulesine doğru yolumuza devam ediyoruz. Nehir kıyısında gezi botları ile nehir turu yapmak mümkün. (Tur firmaları için “Boat Tours” sayfasına bakabilirsiniz. ) Nehir turunu es geçip Eyfel kulesine gidiyoruz. Etraf çok kalabalık. Kuleye çıkmak için epey bir insan asansör sırasında bekliyor. Biz çıkmamayı tercih edip kulenin diğer tarafındaki çimlerde fotoğraf molası veriyoruz. Bu arada hava kararıyor. Saat 22.00’deki ışık gösterisini izlemek için Eyfel’in karşısına Palais de Chaillot’in ön tarafına gidiyoruz. Burası da oldukça kalabalık. Işık gösterisini izledikten sonra evimizin yolunu tutuyoruz.

Eyfel Kulesi

Eyfel Kulesi

15 Ağustos 2010 – Pazar

Bu tatil sanırım en miskin tatilim oldu. Çünkü ertesi gün, güne saat 10-11 gibi başladık. Kahvaltı edip çıkmak öğleni buldu. Paris’te bugün yağmur var. Şanzelize Caddesinde biraz yağmur altında dolaştıktan, mağazalara girip çıktıktan sonra sıra Louvre (Le Musée Du Louvre) Müzesinde. Burada bizi yine yağmur altında uzun bir kuyruk bekliyor. Neyseki kuyruk çabuk ilerliyor ve içerideyiz.

Müze giriş 9.50 Euro. Louvre gerçektende çok büyük, 7 bölümden oluşuyor. Birçok resim, heykel, sanat eseri sergilenmekte. Müzede sergilenen en önemli ve herkesin ilgi odağı eser Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu. Bunu başındaki kalabalıktan anlayabiliyorsunuz. Tabloların olduğu bölümde gerçekten gerçeğini aratmayan, insanı büyüleyen tablolar mevcut. Bazı tablolarda renk, tonlama, gerçekten durup kalıyoruz.

16 Ağustos 2010 – Pazartesi Bugün Paris’in kuzey mahallelerini gezme ve alışveriş zamanı. Metro’dan indiğiniz gibi Fransa’nın ünlü ucuzluk mağazası TATI karşınıza çıkıyor. Bugün günümüz burada ve farklı mağazalarda alışveriş yapmakla ve sokakları gezmekle geçiyor. 17 Ağustos 2010 – Salı

Bugünkü Paris turu La Fayette caddesi ile başlıyor. Buraya kadar gelmişken ünlü Galeri La Fayette’ye uğramadan geçmek olmaz tabi. Muazzam güzellikte, tarihi bir alışveriş merkezi burası. Buradan sonra Montmartre Bulvarı üzerindeki Hard Rock Cafe’de kahve içme zamanı. İçerisi oldukça kalabalık. Kahveyi alıp, dışarıda oturmak daha güzel. Paris sokaklarında dolaşmak, kitapçılara, hobi oyuncakları satan bir mağazaya yada bir çikolatacıya girmek mutlu ediyor insanı. La Cure Gourmande için içerisinde her tür oyuncaklı, lolipop, karamel, bisküvi,gofret satılan mağazalar zinciri diyebiliriz. Gördüğünüz yerde şiddetle içine girip kaybolmanızı tavsiye ederim. 18 Ağustos 2010 – Çarşamba Birkaç günden beri hava kapalı olduğu ve aralıklarla yağmur yağdığı için gidemediğimiz Disneyland’a gitme zamanı artık. Disneyland’a gitmek için RER hatlarından kırmızı olan A Metrosunu kullanıyoruz. A hattının Marne la Vallee – Parc Disneyland yönüne binerek son durakta iniliyor. Yaklaşık 35 dakikalık bir yolculuk sonrasında parkın girişine ulaşılıyor. Aslında RER hattı için ayrı bir metro bileti almak gerekmekte. Bunu dönüşte anlıyoruz. Meğerse kaçak gelmişiz. Disneyland’a girebilmek için kişi başı 26,50 Euro ödeniyor. İlk durak tabii ki roller-costerların yer aldığı aksiyon bölümü.

Sırasıyla “Space Mountain: Mission 2”, “Big Thunder Mountain”, “Indiana Jones and the Temple of Peril” e biniyoruz. Bineceğiniz aletler için fastpass i kullanmanızı öneririm, yok zaman kaybediyorsunuz. Fastpass uygulaması ile biletinizle önceden binmek istediğiniz alet için giriş saati alıyor, saatiniz geldiğinde kuyruk beklemeden giriş yapabiliyorsunuz. 19 Ağustos 2010 – Perşembe Bugün, ilk önce Paris Botanik Bahçesini ( geziyoruz. Le Jardin botanique de la Ville de Paris)83 Hektar üzerine kurulmuş 4 bahçeden oluşuyor. İçerisinde 20.000’e yakın bitki bulunmakta.

Botanik Bahçesinden sonra sıra Fransız Senatosuna ev sahipliği yapan Lüksemburg Sarayı ve Lüksemburg Bahçesi’nde. Burası saraydan daha çok insana huzur veren bir park görünümüde. Devasa büyüklükte bir bahçesi var ve halkta fazlası ile rağbet göstermekte. Bizim caddebostan sahiline benziyor ama bir fark var insanların elinde içkiler değil kitaplar, dergiler, gazeteler var.

Lüksemburg Bahçesi’ni gezdikten sonra eve dönüyor. Cuma günüde öğleden sonra uçağı ile İstanbul’a dönüyoruz. Kısa Kısa Gezi Notları; – Fransa’ya gitmişken, çeşit çeşit peynirlerden yemeyi, dönerken yanınıza birkaç çeşit stok almayı unutmayın. Gerçekten çok çişitli lezzetli peynirler mevcut. – Fransa, Paris diyince ilk akla gelen şeylerden biride şarap, gerçekten çok ucuz ve lezzetliler. İçmeye doyamayabilirsiniz. – Fransa’nın tadlarından Tarte Flambée’yi ve Macaron’u tatmadan dönmeyin derim. Lahmacun ile pizza arasında lezzetli bir yiyecek Tarte Flambée. Fransızlar ağırlıklı olarak domuz etlisini yapmaktalar fakat normal etliside mevcut. Macaronu ise mutlaka Şanzelize üzerindeki Laduree Pastahanesine uğrayarak tadın. Şu sıralar bir şubede İstanbul/Bebek’te açtılar. – Notre Dame, Montmartre Ressamlar Tepesi, Versailles Sarayı, Pigalle ve Moulin Rouge, Sacré-Coeur Klisesi gezemediğimiz yerler. Siz gezmeden dönmeyin. – Paris’te oturmuş bir metro sistemi var. Yerin altına bir kez indiniz de, hiç çıkmadan birkaç metro değiştirerek istediğiniz yere ulaşmanız mümkün. Bu nedenle metroya binmeden gişeden bir metro haritası isteyin. Bu haritada otobüs ulaşım bilgileri de mevcut. Ayrıca metrodan indikten sonra bisiklet ile istediğiniz noktaya gitme şansınız bulunmakta. Ayrıntılar için Velib’in sitesini gezebilirsiniz. Gezi ile ilgili daha detaylı fotoğraflara foto albüm linkinden ulaşabilirsiniz. Teşekkür ; Paris’te bulunduğumuz süre boyunca bize evini açan Rafet arkadaşıma sonsuz teşekkürler. Lyon’da görüşme üzere 😛

Bir Cevap Yazın